Çayınızı Nasıl Alırsınız? — Canan Yücel Pekiçten’in How to Enjoy Ceylon Tea (Seylan Çayı’nın Tadı Nasıl Çıkarılır) Performansı, Fringe İstanbul 2025

 



Çay, Kolonyal Bellek ve Beden: Canan Yücel Pekiçten’in How to Enjoy Ceylon Tea Performansı

Batı’nın kolonyal geçmişi, yalnızca askerî işgallerin ya da ekonomik sömürünün değil, “bir şeyi en doğru, en verimli şekilde yapmayı öğretme” arzusunun da tarihidir. Çayın nasıl demleneceğini didaktik bir dille sıralayan retorik, tam da bu arzunun devamıdır. Canan Yücel Pekiçten’in How to Enjoy Ceylon Tea adlı performansı, bu kolonyal jesti tersyüz ediyor: Seylan Çayı'nın tadını çıkarmanın “öteki” yollarını, bedeni merkeze alarak araştırıyor.

Sanatçının kendi sözleriyle, bu işin kökleri operaya uzanıyor. Bizet’nin oryantalist İnci Avcıları operasını çıkış noktası alan CananYücel Pekiçten, “Batılı klasik operalara ait aryalarla çalışarak onların meselelerini tersyüz etmenin ve yeniden kurmanın yollarını arıyorum,” diyor  bir söyleşisinde. İşte tam da bu nedenle Seylan çayına yöneliyor: sömürgecilik tarihinin ve Batı’nın Doğu’yu temsil etme arzusunun sembolik ürünlerinden birine.



Çay Servisi: Seyircinin Rızası, Zorunlu Katılım

Daha oyun başlamadan salona giren seyirci, uzun bir masaya dizilmiş porselen fincanlarla karşılaşıyor. Fincanlar, demlikler ve tabaklar öylesine düzenli ki, sahne adeta büyük bir geminin kamarası ya da yolculara ayrılmış bir çay salonu gibi görünüyor. Soğuk bir yüz iafesi takınan bir oyuncu çayı seyirciye dağıtıyor. İstemeyenler bile donuk bir ısrarla fincanı kabul etmeye yönlendiriliyor. Bu an, kolonyal alışkanlıkların günlük ritüellere nasıl sızdığını, reddedilemez bir dayatma gibi üzerimize çöktüğünü hatırlıyoruz.

Yılan, Omurga, Fincan

Işık açıldığında yerde yüzüstü uzanmış bir beden görüyoruz. Ten rengi parlak pantolon ve yarım büstiyer içinde, neredeyse çıplakmışçasına sahnede var olan kadın, örgülü saçını halat gibi arkasından sürüklüyor. Seyirciye dönük yüzüyle, omurgasını tek tek kıvırarak sahneyi boydan boya geçen bir sürüngene dönüşüyor. Elinde tuttuğu porselen fincandan ise tek damla bile dökülmüyor. Seyir, hem bedensel ustalığın büyüsüyle hem de bu kırılgan fincanın ağırlığıyla daha da yoğunlaşıyor.

Beden, sürüngenlikten ayaklanmaya geçerken dönüş başlıyor. Kadının uzun saçı yukarıdaki beyaz kâğıt lambalara çarpıyor; lambalar kimi anlarda inci taneleri, kimi anlarda gezegenler ya da dev sallama çay poşetleri gibi görünüyor gözümüze. Arka planda bitmek bilmeyen motor sesi—kömürlü bir trenin ya da geminin gürültüsü—hem bedeni hem fincanları sarsıyor.

Demlemek ve Demlenmek

Performansın ilk döngüsü kadın fincanındaki çayı bitirdiğinde sona eriyor. Ardından sahne kararıyor ve video başlıyor. Kadın, bir küvete onlarca sallama çay poşeti atıyor; suyun rengi koyulaşıyor. Küvetteki çay demleniyor. Sonra bu suya giriyor ve içinde yatarak çayını içiyor. Video, beyaz kâğıt lambalara da yansıtılıyor. Görsellik, ritüelin politik anlamıyla birleşiyor: demlenen yalnızca çay değil, bedenin ta kendisi.



İkinci Döngü: Çayın Monoloğu

Kadın yeniden sahneye dönüyor, bu kez fincanını kasığında taşıyarak sürünüyor. Ayağa kalktığında ise monolog başlıyor. Çayın nasıl demleneceğine dair uzun tarif, ölçüler, sıcaklık dereceleri, süt ve limon ekleme ihtimalleri, şeker çeşitleri… Sömürgeci sesin didaktik tonu sahneyi dolduruyor. Yücel Pekiçten’in bedensel devinimleriyle birleşen bu monolog, sıradan bir mutfak bilgisinden fazlası: kolonyal düzenin evlerimize, bedenlerimize, alışkanlıklarımıza sızmasının teatral bir kaydı.

Kadın çayı bir kez daha içiyor, fincanı bedeninde dengede tutarken sürekli devinim halinde. Omurgası yeniden kıvrılıyor, bedeni sürüngen ile insan, ritüel ile makine arasında gidip geliyor. Çay, sosyalleşmenin sembolü olduğu kadar, iktidarın ve sömürünün de hatırlatıcısı haline geliyor.




Çayın Politik Belleği

How to Enjoy Ceylon Tea, sahnede bir içecekten çok daha fazlasını dolaşıma sokuyor. Çay, burada hem tarihsel hem politik hem de bedensel bir bellek nesnesi. Yücel Pekiçten’in performansı, seyirciye şunu hatırlatıyor: Günlük hayatın sıradan ritüelleri, kolonyal geçmişin görünmez yükleriyle örülüdür. Ve her bir yudum, bize şu soruyu yeniden sordurur: “Çayınızı nasıl alırsınız?”


How to Enjoy Ceylon Tea (Seylan Çayı’nın Tadı Nasıl Çıkarılır)

Konsept, Koreografi ve Performans: Canan Yücel Pekiçten
Dramaturjik Destek: Ayrin Ersöz, Rodia Vomvolou, Suzy Blok
Ses Tasarımı: Sair Sinan Kestelli
Ses Kayıt (Çello): Ayşe Zeynep Hatipoğlu
Video ve Sahne Tasarımı: Canan Yücel Pekiçten
Video Post Prodüksiyon: Serhat Koç, Nazlı Meriç Çukurova, Canan Yücel Pekiçten
Teknik Destek ve Işık Uygulama: Calysto Technics & Design, Utku Kara

How to Enjoy Ceylon Tea (Seylan Çayı’nın Tadı Nasıl Çıkarılır), İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) desteği ile Cité Internationale des Arts (Paris, FR) misafir sanatçı programı kapsamında üretilmiş, Dansmakers Amsterdam prodüksiyonu olarak Be Mobile Create Together Programı kapsamında 2019’da Podium Mozaïek Amsterdam’da ilk gösterimini yapmıştır.




Yorumlar