The
Kitchen Dance- A House Trance Vocabulary
Katerina Foti – The Black Matter Productions
Katla, topla, üst üste koy, alt alta diz, kapakları kapa, kapakları kapamayı unutma, sil, düzelt, ıslat, dua et, dua etmeyi unutma, toz al, sineği öldür, kendini serinlet, kapakları tak, kapakları çıkar, karıştır, ütüle, sık, kurula, durula, doğra, pişir, sakla, saklama kaplarını unutma, dök, bırakma, boşalt, terini sil, doldur, dua et, dua etmeyi unutma. Geçmiş burada. Göster, durdur, çevir, çitile, gelecek burada, sen buradasın. Hatırla, unutma, Unutmayı unutma, durma, daha çok iş var yapılacak. Entropiyi hatırla. Kendi haline bırakma, tut, düzelt, topla. Şimdi burada, düzenle, kaldır, sil, çevir, döndür, durdur. Hepsini yap. Hepsini yap, devam et, her şeyi unutuncaya kadar. Her şeyi hatırlayıncaya kadar.
The Kitchen Dance- A House Trance Vocabulary’ yi izlediğinizde gördüğünüz şey tam da yukarıdaki paragraf gibi kaotik, hipnotik, bunaltan ve büyüleyen bir seyirlik. Ev içi emek günümüzde hala görünmez, küçümsenen ve değersizleştirilen bir kavram olarak güncelliğini korurken Yunanistan’dan gelip İstanbul seyircisiyle buluşan The Kitchen Dance performansı bu görünmez emeği merkeze alıp, kadının ev içinde kendi içine nasıl hapsolduğunu sahnede derinlemesine araştırıyor.
Sahne bir mutfak. Mutfakta bir kadın; bir ütü masası, saklama kapları, bir ütü, elbiseler, bir pazar arabası, paspas, süpürge, kovalar, danteller, bir ikona, bir aile fotoğrafı, fısfıslar, toz bezleri, bulaşık eldivenleri gibi gündelik nesneler aracılığıyla bu görünmez emeğin taşıyıcısı oluyor.
Katerina Foti, mutfağı ve mutfakta var olan kadın temsilini
evrenin merkezine alarak izleyiciyi bu bitmeyen hipnozun bir parçası olmaya davet
ediyor. Sahnede hiçbir söz yok, sadece beden ve sesler var. Oyuncunun her
hareketi, her devinimi, seslerden ve nesnelerden aldığı her itki kelimelerin
ötesine geçerek izleyiciye ulaşmayı başarıyor. Burada Katerina Foti’nin bir
enstrüman olarak bedenine ve bedeni üzerinden hem sahneye hem de hikâyeye ne
kadar hâkim bir sanatçı olduğunu da görmüş oluyorsunuz.
Kaiti’nin beden itkileri, sahnede yaratılan evrenle ve uzamla
kurduğu tek ve en kuvvetli ilişki biçimi. Duyuyor, görüyor, bakıyor, anlamaya
çalışıyor. Kafası karışıyor. Terliyor, yoruluyor, hatırlıyor, korkuyor arada
sanki yukarılardan bir yerlerden gizli bir emir gelmişçesine istavroz
çıkarıyor. Tanrı da onun mutfakta kalmasını istiyor gibi.
Oyuncunun bedeni, yalnızca fiziksel olarak değil, duygusal
ve metaforik olarak da sahneyi dolduruyor. Kafasını bir göz, bir maske gibi
kullanarak tehditlerin kaynağını arıyor. Süpürgeyle kendini neyden olduğunu
bile bilmediği bir tehlikeden koruma çabası, sürekli bir savunma hali içinde
olması, onun içsel karmaşasını derinleştiriyor. Sahnede var olan mutfak nesneleri, aletleri ve
sesler oyun kişisi için sürekli bir tetikte olma hali yaratıyor. Sürekli
tetikte olmak ve yapılacak işlerin sonsuza dek uzaması ise beraberinde
yorgunluğu, anlam kaymasını ve uyuşmayı ve bir trans halini getiriyor.
Oyunun sesleri ve müziği ise bu atmosferin güçlenmesine çok
doğru bir biçimde hizmet ediyor. Tekrara dayalı bir ritmin üzerine kurulu olan sesler
kadının kafasını daha da karıştırıyor. Sürekli iş yapmaktan bitkin düşen bu
beden ve zihin için bitmeyen bir uyaran olan sesler durmaya, dinlenmeye izin
vermedikleri gibi nerede ve kim olduğunu unutana kadar onu yormaya, korkutmaya
ve ondan talep etmeye devam ediyorlar. Bir su sesi duyuyor oyuncu. Bu sesin mutfak
borularından mı geldiğini yoksa doğmak üzere olan bebeğinin habercisi mi
olduğunu bile anlamakta zorlandığı bir kafa karışıklığı yaşıyor. Kaiti, tüm
bunların ortasında arada kendi ile temas kurmak, kendine destek olmak adına
belki de bedeninde ağrıyan yerleri yokluyor, tansiyonuna bakıyor, iyi ve devam
edebilir olduğundan emin olmaya, var olduğunu kendine çaresizce hatırlatmaya
çalışıyor sanki.
Bu bitmek bilmeyen döngünün sonuna doğru tepede bir süredir
yanan ışık teklemeye, sahne kararmaya ve müzik doğu ezgilerini hatırlatan bir
ritme dönmeye başlıyor. Kaiti’yi belki
de ilk kez aynı anda kızgın ve neşeli görüyoruz. Saklama kaplarını fırlatıyor
ve bir dansa başlıyor. Bu da seyircide bir özgürleşme hissi yaratıyor. Bu an,
onun içsel bir uyanışı, kendi bedeninde bulduğu bir özgürlük olarak karşımıza
çıkıyor. Ancak bu özgürleşme geçici, çünkü sürekli geri çekiliyor, sürekli
yeniden ev işlerinin devinimiyle boğuşmaya dönüyor. Kadının bedensel
hareketleri, boğucu bir gerçekliğin içindeki küçük anlık kaçışlar olarak
sahnede yankılanırken bu döngünün hiç bitmeyeceğini bilerek ayrılıyoruz Kaiti’nin
mutfağından.
Pınar Arabacı

Yorumlar
Yorum Gönder