"Kardeşlerimi Arıyorum ve Diyorum ki; Gerçekten Korkunç Bir Şey Oldu. Duydunuz mu?”

 


  Ara Sahne’nin geçtiğimiz sezon prömiyerini yapan oyunu “Kardeşlerimi Arıyorum”, bu sezon da seyircisi ile buluşmaya devam ediyor. Jonas Hassen Khemiri’nin yazdığı “Kardeşlerimi Arıyorum” Barış Gönenen rejisi ile sahneleniyor.

  Göçmenler üzerinden anlattığı hikayesi ile bir ‘ötekileştirme ve toplumsal önyargı eleştirisi’ olan oyun, İsveç’te yaşayan Tunuslu bir göçmen olan Amor’un bir patlama sonrası bir gününü anlatırken bizi hem Amor’ un hem de aradığı “kardeş”lerinin geçmişi ve şimdisi arasında bir yolculuğa çıkarıyor.

  Stockholm’de gerçekleşen bir bombalı saldırı sonrası Amor karakterinin 24 saatini izlerken “Bir göçmen nasıl kriminalleştirilir, nasıl asimile olur ya da olmak zorunda bırakılır; uyum sağlama isteği ile korku duygusunun arasındaki bağ nedir?” gibi pek çok soru aklımızda dolanmaya başlıyor.  Çok çarpıcı başka bir öneri daha sunuyor oyun bize: İnsan yeterince baskıya maruz kalırsa kendinden bile şüphe edebilir ve kendi suçluluğuna dahi inanacak bir paranoya içine düşebilir mi? 

  Stockholm’deki bir intihar saldırısının ardından, ilk önce kısa bir roman olarak yazılan oyunun çıkış noktası, İsveç hükümetinin Reva Projesi’ni* hayata geçirmesinin ardından yazarın 2013’te İsveç Adalet Bakanı’na hitaben yazmış olduğu mektup. Güvenlik güçlerine şüpheli gördüklerine keyfi olarak kimlik, pasaport kontrolü ve üst arama yetkisinin verildiği bu projenin göçmenler üzerindeki baskıyı ve ayrımcılığı arttırıp, göçmenlere nasıl birer potansiyel suçlu gibi hissettireceğini anlattığı mektubun sahneye yansıması olan “Kardeşlerimi Arıyorum” bu baskının getirdiği paranoyayı oyun karakterleri üzerinden gösteriyor.

  Uğur Uzunel’in canlandırdığı Amor karakteri, oyun boyunca bazen şimdiki zamanda ve gerçek dünyada, bazen zihninin karmaşasında; anılarında ve hayallerinde bir yolculuğa çıkıyor. Aradığı kardeşleri ise aslında, toplum tarafından etnik kimlikleri ve göçmen statüleri nedeniyle potansiyel birer 'suçlu' olarak görülen kendisi gibi insanlar. 

  İşte bütün bu önyargılar ve potansiyel birer şüpheli olarak görülme hissinin yarattığı baskı Amor ‘un zihninde karmaşık sorulara yol açıyor: Kardeşlerini bulması mı, koruması mı, uyarması mı, yoksa kaçmalarına yardım etmesi mi gerekecek bilemiyor.  Amor’u daha da korkutan şey ise kim bilir , belki de gerçekten suçu işleyenin onlardan biri – ya da daha da kötüsü, kendisi – olabilme ihtimali. Kardeşleri ve kendisi toplumun korktuğu, ötekileştirdiği, yabancı ve tehdit olarak algıladığı bireyler olsa da Amor için aynı zamanda onun ailesi, anıları, hayatıdır; zorluklarla yoğrulmuş, kaderin kesiştirdiği bir bağın temsilcileridir. Amor’ un bu yolculuğu, yalnızca onları bulma çabası değil, aynı zamanda kendini ve onların hikâyelerindeki yerini anlama ve arama anlayışına dönüşüyor. 

  Amor, aracılığı ile bir şeye daha tanıklık ediyoruz: Topluma uyum sağlamak adına ya da kriminalleştirilme korkusuyla giderek daha fazla onlara benzemeye çalışan, bu yüzden kardeşleriyle arasına soğuk ve dikey bir mesafe koyan kardeşlerin hikâyesine. Öyle ki, bazen bu insanlar, artık 'öteki' olmamak uğruna, kardeşlerine ve kendi kimliklerine bile burun kıvırıyor, trajikomik diyebileceğimiz bir durumun içinde bulunuyorlar. Hayvan hakları savunucusu Carolina olmaya çalışan Rojin gibi, sıradan bir insan olma arzusunu içinde taşıyan kişilerin çelişkilerini görüyoruz.


  Oyun boyunca Amor kardeşleriyle karşılaşma anlarında ve Stockhom sokaklarında çaresizce  dolaştığı zamanlarda  olanları seyircinin gözü önünde sorgulamaya başlıyor:

'Ben de yoldan geçen şu kadın, durakta oturan şu yaşlı adam kadar sıradandım. Normal görünüyordum, normal davranıyordum. Herkes kadar tuhaftım işte ve bu şehrin bir parçasıydım. Sadece yaşamak, sevmek ve kardeşlerimi mutlu etmek istiyordum.’ diyerek isyan ediyor. 

   Göçmenlere yüklenen suç potansiyeli, onların kendilerini güvenilir ve gerçek bir birey gibi hissetme hakkını ellerinden alıyor. Amor bir yandan da bu durumdan şikâyet eden bazı kardeşlerinin bu durumu değiştirmek için çoğu zaman bir şey yapmadıklarını hatırlıyor. Mesela Metehan Kaya’ nın canlandırdığı Amor’un  çocukluk arkadaşı  Şavi gibi oy vermeyerek sağcı partilerin yükselmesine vesile olan bir eylemde bulunmak  ve sonra 'Bu kafatasçılar bizi burada barındırmaz,' diye yakınmak.

  Oyunun sonunda yazar önümüzde bir katman daha açıyor ve bizi en başta sorduğu soruya oldukça duygusal bir sahne ile geri fırlatıyor: 

  Amor’un, sırf görünüşünden dolayı bir göçmenin polis tarafından sorguya çekildiğini gördüğü anda hayalini kurduğu şiddetli isyan, bir bireyin bu baskı karşısında nasıl cinnet noktasına gelebileceğinin çarpıcı bir örneği oluyor. İnsan böyle bir durumda gerçekten de Amor’un düşündüğü şiddeti eyleme geçirecek hale gelebilir mi diye sorarken buluyoruz kendimizi. 

  Amor’u canlandıran Uğur Uzunel’in performansı oyunun kalbinde yer alıyor. Oyun boyunca sergilediği yoğun enerji, karakterin arayışlarını ve çıkmazlarını derinlemesine hissettiriyor. Seyirciyle kurduğu bağ, Amor ‘un duygularını sahneden taşırarak izleyiciyi hikâyenin içine çekiyor. Amor bu yolculuğu sırasında her yerde kardeşleriyle karşılaşmalar yaşıyor ve bunu da seyirciyle paylaşmak için kablolu bir mikrofonunu aracı kılıyor. Bu bakımdan açık biçim bir reji ile sahnelenen oyunun bizi tanıklık etmeye davet ettiği insanlarla birer birer tanışıyoruz: Amor ‘un sevdiği insanları elementlere benzetmesi – Valeria Osmiyum, Ahlem Magnezyum, Şavi Helyum – karakterin dünyayı algılama biçimini ve insanlara yüklediği anlamları incelikle ortaya koyuyor.

  Amor ‘un bu cinnet anının yardımına ise köklerini ve geçmişini temsil eden büyükannesinin hayali koşuyor. Yönetmen Barış Gönenen ’in seçimi ile Valeria ile Amor’un büyükannesini aynı oyuncunun canlandırması sahnenin anlatımını kuvvetlendiriyor.   Amor’un platonik aşkı Valeria ile geçmişine sığındığı bir anında gördüğümüz büyükannesinin fiziksel benzerliği, karakterin iç dünyasına seyirciyi daha da yakınlaştırırken Gülin Bakkaloğlu bu iki güçlü karaktere aynı yoğunlukta hayat veriyor.

  Carolina karakterini canlandıran Buse Külekci’nin enerjisi ise oyunun dinamiğini yükseltiyor. Trajikomik anlarda doğru ritmi yakalayarak izleyicide coşku ve empati uyandırmayı başarıyor. Bu performans, oyunun duygusal yoğunluğunu dengelemede önemli bir unsur. Can Sertaç Adalıer ve Metehan Kaya da birden fazla karaktere hayat vererek oyuna derinlik katıyorlar. Minimal bir dekor kullanımı tercih edilmesine rağmen, sahnedeki ışık tasarımı ve müzik , atmosferi derinleştiriyor. Kasap perdelerini andıran kilim desenli arka fon, kırık dökük bir avize, üzerinde sloganlar yazılı plastik sandalyeler ve tabii ki poşu, oyunun görsel dünyasını kurarken izleyiciyi hikâyenin içine çekiyor. Özellikle rap müzikle zenginleştirilen atmosfer, göçmenlerin öfkesini, sıkışmışlığını ve isyanını ritmik bir biçimde hissettiriyor. Müzik, sadece bir arka plan değil; anlatının bir parçası.

  Barış Gönenen'in ve Aslı Menaz'ın rejisi ile  Orçun Okurgan'ın hareket tasarımı fiziksel tiyatronun olanaklarını ustaca kullanarak sahneyi adeta çok katmanlı bir yapıya büründürüyor. Mekân ve zaman yaratımı, tamamen oyuncuların sahne üzerindeki zamanlaması doğru eylemleriyle hayat buluyor. Dekor veya sahne değişimlerine gerek kalmadan, sadece yükseklik farkları, yönler ve hareket akışlarıyla farklı zaman ve mekânlar anında yaratılıyor. Bu sayede seyirci, bir an sokaklarda Amorla birlikte koşarken, birkaç saniye sonra Valeria’nın kapısının önünde ağlarken buluyor kendini. Bu yaratıcı rejinin temposu ve ritmi, izleyicinin oyundan bir an bile kopmasına izin vermiyor.

  Sonuç olarak, "Kardeşlerimi Arıyorum", göçmenlerin toplumsal önyargılarla yüzleşirken yaşadığı içsel çatışmaları ve kimlik arayışlarını derinlemesine ele alıyor. Oyun, izleyiciyi hem bireysel hem de toplumsal düzeyde güçlü bir sorgulamaya davet ediyor.

                                                                                                     Pınar Arabacı 

*Reva Projesi : İsveç’te polise göçmenler üzerinde ‘daha fazla’ arama hakkı veren yasa.


Kardeşlerimi Arıyorum

Yazan: Jonas Hassen Khemiri

Çeviren: Eylül Aktürk

Yöneten: Barış Gönenen

Yardımcı Yönetmen: Aslı Menaz

Metin Düzenleme & Dramaturji: Kayra Babalık

Dekor ve Kostüm Tasarım: Bengü Şener

Dekor ve Kostüm Uygulama: Ferhat Kaya

Müzik: Utku Güçoğlu

Şarkı Sözleri: Kayra Babalık

Hareket Tasarım: Orçun Okurgan

Işık Tasarım: Ra Yavuz

Işık Kumanda: Deniz Kayas

Müzik Kumanda: Ergün Metin

Afiş Tasarım: Açelya Kırmalı

Fotoğraflar: Gökhan Polat

Yürütücü Yapımcı: Aylin Pınar Aydemir

Asistan: Aylin Akın

Yapım: Ara Sahne

Oynayanlar: Buse Külekci, Can Sertaç Adalıer, Gülin Bakkaloğlu, Metehan Kaya, Uğur Uzunel

 

Yorumlar