"Bir serçenin düşüşünde bile Tanrı’nın bir takdiri vardır."
Hamlet, 5. Perde, 2. Sahne
Hamlet üzerine ezberleri bir kenara bırakmanın zamanının geldiği bir oyun. Perulu topluluk Teatro La Plaza, bu Hamlet uyarlamasında seyircinin vicdanına seslenmiyor, siyasetçilere çağrı yapmıyor ya da kusursuz eşitlik masalına sığınmıyor. Bunun yerine izleyicinin karşısına bir ayna koyuyor; oyuncular, kendi kimliklerini saklamadan, herkesi kendi farklılığını onurla kabullenmeye davet ediyorlar.
Verimlilik, üretkenlik ve güzellik gibi ideallerin ağırlığı altında hepimiz zaman zaman yetersiz hissediyoruz. Toplumun “faydalı olma” ölçütleri de çoğu kez bu duyguyu derinleştiriyor. Shakespeare’in kendine ve düzene yabancı, bu dünyada yer bulamayan Hamlet’inin dört yüzyıldır yankılanmasının nedeni de tam burada gizli: Ortak kırılganlıklarımızda ve mükemmel olma çabamızda.
Bu sahnelemenin asıl yeniliği ise burada. Oyuncuların hem kendi yaşam öykülerini sahneye taşıyıp hem de toplumun dışına itilmiş Hamlet’i yeniden tanımlamalarında. Onların yorumunda Hamlet yalnızca acı çeken biri değil; sorgulayan, direnen, kendi sesini bulmak için mücadele eden ve varoluşundan vazgeçmeyen bir insan.
Oyunun rejisini Teatro La Plaza’nın kurucusu ve sanat yönetmeni Chela De Ferrari üstleniyor. De Ferrari, sıradan insanların sahnede kendi hakikatlerini anlatmasına alan açan yapımlarıyla tanınıyor.
Bu anlayışın en güzel örneklerinden biri, yıllarca Lima’daki tiyatronun gişesinde çalıştıktan sonra sahneye çıkan Jaime Cruz. Bugün Hamlet’in en bilinen dizelerini seyirciye büyük bir içtenlikle seslendiren Cruz, bu dönüşümün sembolü. De Ferrari daha önce de Çehov’un “Martı”sını da görme engelli oyuncularla sahneye taşımış.
2022’den bu yana Peru, İspanya, Fransa, Belçika, İngiltere ve Çin’de izleyiciyle buluşan bu Hamlet, 2024’te Edinburgh Uluslararası Festivali kapsamında İngiltere prömiyerini gerçekleştirmiş. Şimdi ise ilk kez Türkiye sahnesinde. Karşımızda yalnızca “farklı” bir uyarlama değil; sahici, güçlü, yenilikçi ve derin bir Hamlet yorumu duruyor.
“Olmak” la başlayan Hamlet
Oyunun açılışı, seyirciyi hazırlıksız yakalayan bir görüntüyle başlıyor: gerçek bir doğumun kamerayla kaydedilmiş görüntüleri, sahne arkasındaki ekrana yakın plan çekimlerle yansıtılıyor.
Bu sahne yalnızca bir şok etkisi yaratmıyor; izledikçe anlıyoruz ki ilerleyen bölümlerde açılacak yaşam ve ölüm tartışmalarının ve sonunda dile gelecek hayata dair sözün temelini oluşturuyor.
Kim bu Hamletler?
Kimi tiklerinden, kimi unutuşlarından, kimi alışılmışın dışındaki hareketlerinden söz ediyor.
“Bunlar sorun değil,” diyor biri. “Bunlar benim normalim.”
Bu an hem tanışma hem de tiyatronun niyetini açık etme anı.
Oyun artık Shakespeare’in karakterlerinden değil, bu insanların kendi varoluşlarından başlıyor.
Kusur, biçimsel bir engel değil; sahnenin estetiğine dönüşüyor.
Bir Hayalin Hayalini Kuruyorum
“İşte biberiye, hatırlamak için; sev beni, hatırla.
Menekşe düşünceler içindir.
Rezene sana, akdiken bana; ikimize de ‘merhamet otu’ derler pazar günleri.”
Hamlet, IV. Perde, V. Sahne
Bir sahnede üç Ophelia yan yana oturuyor. Biri kendi parasını kazanıp anne babasını yemeğe çıkaracağı günü düşlüyor, biri sevgiyle büyüteceği bir çocuğu, biri de büyük bir aşkı.
Hepsi sıradan görünen ama ulaşılması zor hayaller kuruyor: bağımsız yaşamak, sevilmek, sevebilmek. Bu sahne iki katmanda işliyor. Hem Ophelia’nın o hayalleri gerçekleştiremeden öleceğini biliyoruz, hem de bu oyuncuların temsil ettiği insanların —Down sendromlu bireylerin— benzer hayallere erişmesinin toplumsal olarak ne kadar sınırlı olduğunu fark ediyoruz. Sahne bu yüzden duygusal değil, politik bir yerden sarsıyor izleyiciyi. “Bir hayalin hayalini kuruyorum,” diyor Ophelialar. Kısacık bir cümle, ama sahnedeki her şey o cümleye sıkışıyor:yaşamın en basit arzuları bile. Bir kromozom fazlan var diye bunlar senin hakkın değilmiş / olamazmış gibi.
Bir Hayalin Ölümü
Sahnede “Olmak ya da olmamak”
Olmak ya da olmamak tiradına sıra geldiğinde sahnede Jaime, ekranda oynayan Laurence Olivier’in Hamlet’ini taklit etmeye çalışıyor. Hareketlerini, jestlerini birebir kopyalıyor. Diğer oyuncu gelip onu durduruyor: “Onu taklit etme. Kendi tarzında söyle.” O an sahnenin dengesi değişiyor. Projeksiyonda bu kez Olivier’in yerine dünyanın dört bir yanından Hamletler beliriyor. Farklı yüzler, farklı diller, farklı tonlar. Hepsi aynı anda “olmak mı, olmamak mı” diyor, ama her biri kendi hikâyesinin içinden söylüyor. Hamlet artık tekil bir karakter değil; paylaşılan bir deneyim, kolektif bir yankı hâline geliyor. Ve sonra, kısa bir video bağlantısıyla Ian McKellen beliriyor ekranda, sanki uzaktan bu çok sesli sohbete katılmış gibi. Jaime elindeki mikrofonla sorularını yöneltiyor:
“Hiç sahnede repliğini unuttun mu?”
“Ya da tuvaletin geldi mi?”
“Hamlet oynamak zor mu?”
“Peru’ya ne zaman geleceksin?”
Bu sahne, ustalıkla kurulmuş bir eşitlenme anı: Tiyatronun en bilge Hamlet’lerinden biriyle, Down sendromlu bir Hamlet aynı soruların etrafında buluşuyor.
Ian cevap veriyor: “Benim için de zordu.”
"Jaimlet"in “olmak ya da olmamak” yorumunda görünürlük, onur, kabul ve özerklik taleplerini dinliyoruz; toplumun “öteki” saydıklarının hak talepleri çıkıyor karşımıza. Artık mesele Hamlet’in şiddet dolu çöküşü ve delirmesi değil; Down sendromlu bir Hamlet’in toplumca dışlanması, politik olarak damgalanması ve buna rağmen dayanışma, direniş ve topluluk gücüyle ayakta kalması. Oyun, tamamıyla sekiz oyuncunun (Octavio Bernaza, Jaime Cruz, Lucas Demarchi, Manuel García, Diana Gutierrez, Cristina León Barandiarán, Ximena Rodríguez, Álvaro Toledo) Down sendromu perspektifinden Shakespeare ve topluma dair deneyimlerine odaklanıyor.
De Ferrari’nin sahne dili, tiyatronun en eski ve en yeni biçimlerini buluşturuyor.
Bir yanda ışık ve gölgenin büyüsü, diğer yanda projeksiyonlar, canlı kameralar.
Bu birliktelik yalnızca estetik bir tercih değil, düşünsel bir jest: tiyatro artık kaydı alınan bir sanat değil, kendi izini süren bir düşünme biçimi.
Görüntü, dramaturjinin hizmetinde bir araç değil, düşüncenin sahnedeki ortağı.
Seyirci hem izliyor hem izleniyor; hem tanık, hem özne.
Dekor, prova atmosferini andıran sade bir çalışma alanı hissi veriyor; fakat bu yalınlığın içinde gizli sürprizler saklı.
Sahne, oyuncuların anlık fikirlerine uyum sağlayabilecek bir esneklikle kurgulanmış.
Geçişler bazen danslarla, bazen görüntülü aramalarla, kısa skeçlerle, müziklerle ya da kulislerde yapılan küçük keşiflerle sağlanıyor.
Seyircinin oyuna dâhil olduğu anlar — kimi zaman sahnedeki bir role davet edilmesi, kimi zamansa finaldeki coşkulu dans partisinde yer alması — gösteriyi bireyselliğin ve kendini ifade etme cesaretinin kutlandığı bir deneyime dönüştürüyor.
Sonsöz
Hamlet artık bir tek kişinin hikâyesi değil.
Sekiz oyuncunun, sekiz hayatın, sekiz var olma biçiminin toplamı.
Bu oyun, Shakespeare’i başka bir sahneye taşıyor: görünürlük, çoğulculuk ve hak talebinin sahnesine ve şöyle diyor bize: "Kim olduğumuzu biliriz ama ne olacağımızı bilemeyiz."
TEATRO LA PLAZA
- Yazan, Yöneten Chela De Ferrari
- Yardımcı Yönetmenler, Dramaturji Danışmanları Claudia Tangoa, Jonathan Oliveros, Luis Alberto León
- Dramaturji Barbara Métais-Chastanier
- Koreografi Mirella Carbone
- Ses Eğitimi Alessandra Rodríguez
- Görsel Tasarım Lucho Soldevilla
- Işık Tasarımı Jesús Reyes
- Yapımcı Siu Jing Apau
- Oyuncular Octavio Bernaza,
- Jaime Cruz, Lucas Demarchi,
- Manuel García, Diana Gutierrez,
- Cristina León Barandiarán,
- Ximena Rodríguez, Álvaro Toledo


.png)



Yorumlar
Yorum Gönder