Valse, Valse, Valse: Normların Bozulduğu Bir Sahne

    Judith Butler, queerliği yalnızca kimliklerle ilgili bir kavram olarak değil, normların tekrar edilip aynı anda bozulmasıyla yeni anlamların yaratıldığı bir beden pratiği olarak tanımlar. Ona göre queerlik, bugünden geleceğe sızan bir ütopyadır. Bu yalnızca teorik bir önerme değil; bedenin alışılmış düzeninden sıyrılıp kırılmaların, sapmaların ve beklenmedik devinimlerin alanı hâline gelmesidir.

    24 Eylül akşamı, İstanbul Fringe Festival 2025 kapsamında ENKA Oditoryumu’nda sahnelenen Valse Valse Valse, Butler’ın işaret ettiği bu kırılma anlarını sahneye taşıyan bir performans oluyor. Klasik valsin zarif tekrarlarıyla başlayan koreografi, kısa sürede kendi üzerine çöken, bozulup dağılan ve bambaşka formlara kayan devinimlere dönüşüyor. Seyirciyi hipnotize eden bu dönüşler yalnızca estetik bir tercih değil; aynı zamanda bedenin üzerindeki toplumsal cinsiyet normlarına karşı bir politika hâline geliyor. Valsin kadın-erkek ikiliği üzerinden kurduğu düzen, sahnede parçalanıyor; aynı cinsiyetten partnerlikler, beklenmedik jestler ve ritim kaymalarıyla başka türlü bir ilişkilenme biçimi doğuyor.

     Müzik de bu politik kırılmayı destekliyor. Strauss’un klasik valslerinden yola çıkan ses örgüsü, bir noktadan sonra atonal kesintilere uğruyor; yaylıların vurmalı gibi kullanıldığı, melodinin tamamen bozulduğu anlar doğuyor. Bu anda dansçılar da dengeden kayıyor, sarhoşluk ya da baş dönmesi hissiyle yalpalıyor. Seyirci için bu, düzenin ve kusursuz armoninin yerini çatlaklara, sekmelere ve oyunsu jestlere bıraktığı bir deneyime dönüşüyor. Sahnede yalnızca koreografik bir düzen değil, normların, kuralların ve seyirci algısının altüst edilişi gerçekleşiyor.

    Dansçıların ritimden sapmaları, birbirlerini uyarmaları, bazen düşeni kaldırmaları bu oyunun merkezinde yer alıyor. Çuvallama ve sakarlık, başarısızlığın kendisi, burada bilinçli bir estetik tercihe dönüşüyor.

    Kostümlerin pastel tonları, sahnenin çocuksu ve grotesk havasını besliyor. Sakızın uzayıp yapıştığı, oyuncular arasında dolaştığı sahne; oyunbazlığı, gündelik jestlerin sahnede merkezî imgelerden birine dönüşebileceğini gösteriyor. Gösterinin ilerleyen anlarında ise renkler giderek kararıyor, siyah-beyaz hâkimiyetinde daha sert bir ton oluşuyor. Bu geçiş, yalnızca görsel bir kontrast değil, valsin hafifliğinden bozulmaya ve ağırlığa geçişin dramaturjik karşılığı oluyor.

    Valse Valse Valse, seyirciye yalnızca bir dans gösterisi sunmuyor. Her dönüş, her kayma, her bozulma, toplumsal normların da kırılabileceğini hatırlatıyor. Estetik ile politik olanın sahnede aynı anda var olabileceğini, hatta birbirini büyüttüğünü gösteriyor.

    Eserin arkasındaki fikirleri daha derinlemesine anlamak için Valse Valse Valse’in koreografı ve sanat yönetmeni Johanna Heusser ile konuştum. İşte sohbetimiz.

Pınar Arabacı: 19. yüzyılda vals bazı yerlerde “fazla yakınlık” içerdiği için yasaklanmıştı; bugünse lüks ve elitizmin sembolü. Bu tarihsel çelişkiyi sahnede nasıl yansıttınız?

Johanna Heusser: Bu dans, kilise ve siyaset tarafından yasaklanmıştı çünkü vals yapan insanların bu dansın dönüşleriyle transa geçtiğini düşünüyorlardı. Bugünün bakış açısıyla valsin ekstazik niteliğini düşünmek beni çok şaşırttı ve bu sürekli dönüş ve transa yakın hâl üzerinde çalışmak ilgimi çekti.

Pınar Arabacı: İşlerinizde grotesk ama aynı zamanda çocuksu, oyuncul bir ton var. Pastel renkler, sakız sahnesi, absürt jestler… Bu “çocuksu niteliği” dramaturjinizde nasıl konumlandırdınız?

Johanna Heusser: Sanırım senin “çocuksu” dediğin nitelik, daha çok hayali bir dünya açan, izleyiciye hayal kurma alanı bırakan bir şey. Aynı zamanda zenginliğe ve burjuvazinin groteskliğine bir eleştiri; insanları bazen çocuklaştırıyor ya da çocukça davranışları destekliyor.

Pınar Arabacı: Ritim kayıpları, küçük sakarlıklar ya da oyuncuların birbirini düzeltmesi oyunun parçası oluyor. Bu “oyunculuk” duygusunu nasıl kurguladınız?


Johanna Heusser: Bir yandan valsin öğretiliş biçiminin aslında ne kadar acımasız ve katı olabileceğini göstermek istedim. Bu durumun sahne için hem dramatik hem de mizahi bir potansiyeli olduğunu düşündüm. Seyirci, sahnede insanların başarısız olmasını ya da uyum sağlayamamasını izlemeyi sever; sanırım bu onlarla oyuncular arasında bir özdeşlik yaratıyor.

Pınar Arabacı: Vals tarihsel olarak kadın-erkek ikiliği üzerine kurulu. Siz ise aynı cinsiyet eşleşmeleriyle bunu genişletiyorsunuz. Bu kırılma seyirciye nasıl yansıyor? Bunu bilinçli olarak queer bir mercekten mi kurdunuz?

Johanna Heusser: Ben buna “queer mercek” demezdim. Ama bugünün bakış açısıyla ikili çift kuralı tamamen demode ve bunun sahnede tekrar edilmemesi gerektiğine inanıyorum. Aksine, bu eserde başlangıç noktası doğal olarak farklı eşleşmeler olmalıydı.

Pınar Arabacı: Flörtler, reddedişler, çekimler ve direnişler… Bunlar hem erotik hem de politik müzakere gibi görünüyor. Bu dinamikleri nasıl kurdunuz?

Johanna Heusser: Önce bazı kurallar koyup sonra bu kuralları bozarak ilerledim. Mesela çift dansının şiddetli ya da istismarcı olabileceğini göstermek istedim. Ve her zaman “hayır” deme, durma, sınır aşılırsa uzaklaşma olasılığının olduğunu.

Pınar Arabacı: Pamuk şekeri estetiğiyle başlayan pastel kostümler ve tüller, ilerleyen sahnelerde siyah-beyaza dönüşüyor. Bu geçiş sizin için neyi simgeliyor?

Johanna Heusser: Önce valsin beklendiği gibi güzel ve büyüleyici yanlarını gösteriyoruz. Sonra onu oyuncu, absürt, hatta biraz tehlikeli bir şeye dönüştürüyoruz. En sonda ise bu katmanları soyuyoruz; oyuncular daha nötrleşiyor, hareketin kendisi öne çıkıyor ve bir tür transa alan açıyoruz.

Pınar Arabacı: Sakız sahnesi: sakızın uzaması, yapışması, oyuncular arasında dolaşması… Çocuksu, sıradan bir jest bir anda oyunun merkezî imgelerinden biri oluyor. Bu nasıl ortaya çıktı, sizin için neyi temsil ediyor?

Johanna Heusser: Bu sahne, vals öğretmenimize sorduğum bir sorudan çıktı: “Bir baloda yapılabilecek en kötü şey nedir?” O da “Sakız çiğnemek” dedi. Biz de bununla oynamaya başladık ve sonunda absürtlüğün bir sembolü haline geldi.

Pınar Arabacı: Bir sahnede müzisyen enstrümanını bırakıp dansçılara katılıyor. Bu sınırların silinmesi nasıl gelişti?

Johanna Heusser: Aslında dansa katılan müzisyen Marie Jeger aynı zamanda bir dansçı. Bu yüzden geçiş doğaldı. Ayrıca finalde bu sınırların bulanıklaşmasını da araştırmak istedik.

Pınar Arabacı: İstanbul Fringe Festivali’nde sundunuz. Buradaki seyirciyle karşılaşmak nasıl bir deneyimdi? Avrupa ile kıyaslandığında farklı bir enerji hissettiniz mi?

Johanna Heusser: Açıkçası pek fark yoktu. Elbette vals hâlâ euro-merkezci bir pratik ve belki Türkiye’de imgesi daha az. Ama gittiğimiz her yerde insanlar bu işten çok keyif aldı çünkü çok erişilebilir ve seyircileri güldürüyor.

Pınar Arabacı: Fringe İstanbul deneyiminiz nasıldı? Şehirle ve festivalle nasıl bir temasınız oldu?

Johanna Heusser: Festivali çok sevdim, herkes çok dost canlısıydı. Ne yazık ki başka oyunları izlemeye pek vaktim olmadı. Umarım bir dahaki sefere!

Pınar Arabacı: Genç bir sanatçı olarak eserlerinizde hangi temel kaygıları taşıyorsunuz? Bunlar sahne estetiğinizi nasıl şekillendiriyor?

Johanna Heusser: Dansın erişilebilirliği beni çok düşündürüyor. İzleyicinin ne demek istediğimi en azından aşağı yukarı anlaması benim için önemli. Bazen çağdaş dans “sözde entelektüel” olarak görülüyor. Ben anlaşılır ama aynı zamanda basit olmayan işler yapmaya çalışıyorum. En kötü ihtimalle izleyicinin “dans izlemek için yeterince eğitimli değilim” diye düşünmesi olur.

Pınar Arabacı: Kendi estetik arayışınızı nasıl tanımlarsınız? Valse Valse Valse bu yolculuğun neresinde?

Johanna Heusser: Estetik dilim dans ile tiyatronun arasında bir yerde. Yüz ifadelerini çok kullanıyorum bir hikâye anlatmak için.

Pınar Arabacı: Bu ekip sadece bu proje için mi bir araya geldi, yoksa daha önce de birlikte çalıştınız mı?

Johanna Heusser: Bu kadro daha önce hiç birlikte çalışmamıştı. Umarım gelecekte tekrar birlikte üretiriz.


Valse, Valse, Valse


Koreografi, Sanat Yönetimi: Johanna Heusser

Dansçılar: Neil Höhener, Simea Cavelti, Momo Tanner, David Speiser, Emeric Rabot

Müzisyenler: Marie Jeger, Joachim Flüeler, Sebastian Loetscher

Müzik Direktörü: Xenia Wiener

Sahne ve Işık Tasarımı: Marc Vilanova

Dramaturji: Johanna Hilari, Fiona Schreier

Kostüm: Diana Ammann

Dış Göz: Katharina Germo, Stephan Stock

Prodüksiyon Yönetimi: Maxine Devaud / Oh La La - Performing Arts Production

Asistanlık: Arina Fröhlich

Teknik Asistanlık: Chiara Leonhardt

Ülke: İsviçre

Süre: 60 dakika

Disiplin: Dans


Yorumlar