Şiddet, yalnızca gerçekleştiği anda var olmaz. Bazen onu mümkün kılan bakışlarda, suskunluklarda, alkışta, bahis kuponunda, ekrana kilitlenen gözlerde ve “biraz daha” diyen kalabalıkta büyür. Bir yumruk, yalnızca vuran elin değil; o eli durdurmayan herkesin hikâyesine dönüşür. Bu yüzden şiddetin sahnedeki karşılığı, çoğu zaman failden çok daha kalabalıktır.
4iz Tiyatro’nun ilk oyunu olan “Bir Saniye”, tam da bu kalabalığa bakmaya çalışıyor. Özlem Çıngırlar’ın yazıp yönettiği ilk oyun olan yapım, adını bir anın sonradan büyümesinden alıyor. 4iz Tiyatro, kendini “metnin, oyuncunun, sahnenin ve seyircinin izi” olarak tanımlıyor. “Bir Saniye” de bu tanımın içinden konuşuyor: sahnede olup biten şeyin yalnızca karakterlerde değil, izleyende de bir iz bıraktığını hatırlatmak istiyor.
Tek perdelik oyun, bir boks maçının ardından kurulan sorgu alanında geçiyor. Ring, artık bir spor alanı değil; geriye dönülüp bakılan, hesabı sorulan, tanıklığı araştırılan bir yüzleşme mekânı. Sahneye üç kişi çıkıyor: organizasyonu yürüten Selim, rakibini döverek ölümüne sebep olan boksör Baran ve elindeki dosyayla o gecenin hesabını soran Aylin.
Ortada bir maç var.
Ama oyun, maçın sonucundan çok, o sonucun nasıl mümkün olduğunu soruyor.
Baran otuz sekiz yaşında. Karşısındaki boksör yirmi iki. Genç, dinamik, geleceği olan bir beden. Baran ise kendisini yaşlı, bitmiş, gözden çıkarılmış biri olarak görmeyi reddediyor. Kaybetmemesi gereken bir maçta olduğunu düşünüyor; çünkü bu yalnızca bir spor karşılaşması değil, onun için bir itibar meselesi. Bu yüzden vuruyor. Vurdukça vuruyor. Sonunda karşısındaki genç boksör ölüyor.
Baran’ın savunması, oyunun en güçlü damarını açıyor:
“Siz de beni durdurmadınız.”
Bu cümle, oyunun bütün ağırlığını taşıyor. Çünkü Baran, yaptığı şeyi yalnızca kendi öfkesiyle açıklamıyor; bakışı seyirciye, hakeme, organizasyona, bu gösteriyi kuran ve sürdüren herkese çeviriyor. Şiddetin tek başına ringde üretilmediğini, onun etrafında kurulan seyir düzeniyle büyüdüğünü söylüyor.
Burada oyun, gladyatör arenalarından bugünün medya ve eğlence düzenine uzanan eski ama hâlâ geçerli bir soruyu yeniden açıyor: İnsan neden şiddeti izlemek ister? Neden bir bedenin sınırına, yıkılışına, çöküşüne bakmaktan kendini alamaz? Ve daha önemlisi, bu bakış ne zaman yalnızca tanıklık olmaktan çıkar, şiddetin parçası hâline gelir?
Baran’ın “temiz maçlar unutulur, dönüm noktaları hatırlanır” fikri bu yüzden önemli. Çünkü hatırlanan şey adil olan değil; sarsıcı olan. Sessizce biten bir maç değil; üzerine konuşulan, dizisi yapılabilecek, müzesi kurulabilecek, gecesi yıllarca anlatılabilecek bir kırılma anı. Oyun, bu noktada şiddetin yalnızca yaşanmadığını, sonradan pazarlanabilir bir hikâyeye de dönüştüğünü gösteriyor.
Bu nedenle “Bir Saniye”nin çıkış noktası ikna edici. Oyun, şiddeti bireysel bir taşkınlık olarak değil, seyir, eğlence ve kazanç düzeniyle birlikte düşünmeye çalışıyor. Ringdeki yumruk, yalnızca Baran’ın yumruğu değil; o yumruğun etrafında kurulmuş bütün sistemin sonucu olarak görünür hâle geliyor.
Ancak oyun, kurduğu bu güçlü sorunun peşinden her zaman aynı açıklıkla gidemiyor.
Özellikle açılış bölümünde Selim’in uzun konuşması, oyunun kurmak istediği dünyayı anlatmak isterken ritmi zayıflatıyor. Bu karakterin farklı ülkelerden gelen telefonlara yanıt vermesi, bahis ve boks organizasyonunun küresel ölçekte işlediğini göstermesi bakımından anlamlı. Fakat aynı bilginin tekrar edilmesi, seyircinin oyunun içine girmesini geciktiriyor. Dünya kuruluyor; ama bu dünya yer yer fazla açıklanıyor.
Baran karakteri ise oyunun en sağlam kurulan hattı. Yoksulluktan, konfeksiyondan, kendi emeğiyle ve bedeniyle geldiği yerden söz ettiğinde yalnızca bir fail olarak kalmıyor. İnsan olan yanları görünür oluyor. Fakat oyun onu aklamıyor. Tam tersine, onun insanlığını gösterirken sorumluluk meselesini daha zor bir yere taşıyor. Çünkü Baran hem sistemin ürünü hem de o sistem içinde ölümcül bir eylemin faili.
Aylin karakteri ise oyunun en muğlak alanı olarak kalıyor. Baran’a en sert soruları yönelten, elindeki dosyayla o geceyi yeniden açan kişi o. Olay anını anlatırken duygulanması, sahnede güçlü bir kırılma yaratabilecek bir imkân taşıyor. Bir noktada kendi hayatından da söz ediyor; evde gördüğü bir şiddetin ardından o hayatı terk ettiğini, sonra da bu işi yapmaya başladığını söylüyor. Ancak bu bilginin oyunun ana meselesiyle nasıl bağlandığı yeterince derinleşmiyor. Aylin’in orada neden bulunduğu, yalnızca sorguyu yürüten kişi olmanın ötesinde hangi dramaturjik karşılığı taşıdığı tam olarak netleşmiyor.
Bu durum, üç karakterin yan yana gelişinde de hissediliyor. Selim sistemi, Baran eylemi, Aylin ise hesabı temsil ediyor gibi görünse de, bu üç hattın birbirine neden tam da bu biçimde bağlandığı yer yer belirsiz kalıyor. Oyun, şiddetin sorumluluğunu dağıtmak isterken karakterler arasındaki gerilim ağını daha sıkı kurabilseydi, sorduğu soru çok daha çarpıcı hâle gelebilirdi.
Buna rağmen oyunculuklar metnin açıklarını büyük ölçüde taşıyor. Sahnedeki üç oyuncu da oyunun ritim sorunlarına rağmen enerjiyi düşürmüyor. Özellikle Baran’ın savunma ile suçluluk, öfke ile kırılganlık arasında gidip gelen hâli, oyunun en güçlü damarını ayakta tutuyor.
“Bir Saniye”, ilk oyun olmanın getirdiği bazı dağınıklıkları taşıyor. Fakat kolay bir yerden konuşmuyor. Şiddeti yalnızca “kötü bir adamın yaptığı korkunç bir şey” olarak ele almıyor; onu izleyen, ondan beslenen, onu büyüten düzeni de sahneye çağırıyor.
Ve belki de oyunun en önemli sorusu burada kalıyor:
Bir insan ne zaman ölür?
Yumruk değdiğinde mi?
Hakem müdehale etmediğinde mi?
Seyirci sustuğunda mı?
Yoksa o ölüm, sonradan anlatılacak büyük bir geceye dönüştüğünde mi?
“Bir Saniye”, bütün pürüzlerine rağmen bu soruyu sorduğu için dikkate değer. Çünkü bazen bir an gerçekten sonradan büyür. Ve o büyümenin içinde yalnızca vuranın değil, izleyen herkesin izi vardır.
Bir Saniye
Yazan & Yöneten: Özlem Çıngırlar
Oyuncular: Burcu Halaçoğlu, Reşit Berker Enhoş, Sinan Başol
Dramaturji: Ezel Akay
Yapımcılar: Özlem Çıngırlar, Reşit Berker Enhoş
Yapım Koordinatörü: İpek Elmas Şenol
Danışman: Sibel Yaptı
Işık Tasarımı ve Uygulama: Çakıl Eyüboğlu
Dekor Uygulama: Yusuf İnan Güneş
Ses ve Müzik Tasarımı: Dinçer Tuğmaner
Müzik: Gazapizm
Yardımcı Yönetmen: İlkin Öykü Fışkın
Reji Asistanları: Ege Şenoğlu, Mert Taşdemir
Afiş Tasarımı: Ersin Erçin
Yapım: 4iz Yapım


Yorumlar
Yorum Gönder